Anasayfaya Dön

En

Ku

Hızlı Erişim
Web Mail
Kütüphane
Bilgi Edinme
İletişim Bilgileri
Telefon Rehberi

Haberler

Üniversitemizde “Türkiye’de Darbeler ve Ardında Bıraktıkları” Konferansı Düzenlendi

07.03.2018

15 Temmuz’un bize Türk milletinin, Türk’ü, Kürt’ü, Arap’ıyla ve tüm güzellikleriyle büyük bir millet olduğumuzu gösterdiğini belirten Rektörümüz Durmuş, “Sevgili öğrencilerimiz; sizlerden isteğim, dinimizin ilk emri olan “oku” emrine uyarak olayları derinlemesine analiz etmeniz, aklı hür, vicdanı hür olarak yetişmeniz ve aklınızı kimseye kiraya vermemenizdir.”

15 Temmuz’un bize Türk milletinin, Türk’ü, Kürt’ü, Arap’ıyla ve tüm güzellikleriyle büyük bir millet olduğumuzu gösterdiğini belirten Rektörümüz Durmuş, “Sevgili öğrencilerimiz; sizlerden isteğim, dinimizin ilk emri olan “oku” emrine uyarak olayları derinlemesine analiz etmeniz, aklı hür, vicdanı hür olarak yetişmeniz ve aklınızı kimseye kiraya vermemenizdir.”

 

Türkiye'de 2002 3 Kasım'da başlayan “sessiz devrim” dönemi, devlet yönetiminde siyasetin ve millet egemenliğinin tam olarak hakim olduğunu belirten Dr. Koçak, “Vesayet organları, kendi alanlarına çekilmiş ve siyaset daha özgürleştirilmiştir. 15 Temmuz Millet Darbesi ile birlikte Türkiye artık darbe kanserinden ebediyen kurtulmuştur.” dedi.

 

Batman Üniversitesi tarafından düzenlenen “Türkiye’de Darbeler ve Ardında Bıraktıkları” Konferansı Batı Raman Kampüsü Rektörlük Konferans Salonu’nda düzenlendi.

 

Konferansa Rektörümüz Prof. Dr. Aydın Durmuş, Belediye Başkan Vekilimiz Ertuğ Şevket Aksoy, 22. Dönem Afyonkarahisar Milletvekilimiz Dr. Mahmut Koçak, Kamu Kurumu Yöneticileri, STK Temsilcileri, Üniversitemiz personeli, öğrenciler ve vatandaşlar katıldı.

 

Ulu önder Atatürk ve tüm aziz şehitlerimiz anısına bir dakikalık saygı duruşu ve akabinde İstiklal Marşı’nın okunan konferans, Kuran-ı Kerim tilaveti ve başta Zeytin Dalı Harekatı’nda şehit olan askerlerimiz ve ebediyete intikal etmiş tüm şehitlerimiz için okunan dua ile devam etti. Konferans daha sonra Rektörümüz Durmuş’un açılış konuşması ve 22. Dönem Afyonkarahisar Milletvekilimiz Koçak’ın konuşması ile devam etti.

 

“Türkiye’de Darbeler ve Ardında Bıraktıkları” Konferansı’nın açılış konuşmasını yapan Rektörümüz Prof. Dr. Aydın Durmuş, “Türkiye tarihine kara bir leke olarak geçen 28 Şubat, Türk insanının katsayı engeliyle, başörtüsü yasağıyla, üniversitelerde kurulan ikna odalarıyla, inancından dolayı eğitim hakkından yoksun bırakılmasıyla tanıştığı tarih oldu” dedi.

 

28 Şubat Post Modern Darbesinin üzerinden 21 yıl geçtiğini ifade eden Rektörümüz Durmuş, her 10 yılda bir darbelerle bu ülkenin geleceğinin karartıldığını belirterek, 28 Şubat'ta da silahlar kullanılmasa da gençlerimizin kalemleri, eğitim hakları ellerinden alınarak bir vatan gençliği yok edilmeye çalışıldığını söyledi.

Başı örtülü olduğu için binlerce kızımızın üniversite tahsilinden yoksun kaldığı, insanlarımızın eğitim almak için tuvalet pencerelerinden sınıflarına girmeye çalıştığı, polis copları ile dövüldükleri, başörtüleri başlarından sökülüp alınarak sınıflara alındıkları günleri unutmadıklarını belirten Rektörümüz Durmuş, “Yine aynı süreçte, üniversitelerin hizaya getirilmesi için görevlendirilen, zamanın YÖK Başkanı olan Kemal Gürüz’ün talimatıyla 1998 Şubat'ında toplanan YÖK Genel Kurulu’nun, ‘Kılık Kıyafet Genelgesi’ne göre başörtülü öğrencilerin üniversitelere sokulmaması konusunda tüm rektörleri uyardığı ve dönemin rektörlerinin sadakat yarışına girdiği günleri unutmadık” dedi.

 

Milletin iradesinin yok sayıldığı, Meclis İç Tüzüğü bahane edilerek, başörtülü Milletvekilimiz Merve Kavakçı’nın şahsında millete had bildirilmeye çalışıldığını unutmadıklarını belirten Rektörümüz Durmuş konuşmasında şunları söyledi:

 

“Evet, maalesef o kara günde, tanklar insanların gelecekleri ve iradelerinin üzerinden silindir gibi geçtiğini unutmadık, unutmayacağız, unutturmayacağız...

 

28 Şubat'ta da 12 Eylül sonrası yaşanan tasfiyeye benzer biçimde, hatta ondan daha sistematik ve daha programlı biçimde, özellikle araştırma görevlisi, yardımcı doçent ve doktora öğrencisi üniversitelerinden atıldı. Yüksek lisans için yurt dışına gidenler geri çağrıldı ve akademik hayatları sona erdirildi. Hukuk normları geriye yürütülerek birçoğunun kazanılmış hakları yok sayıldı. Bazı üniversitelerin denklikleri iptal edildi ve bu iptal hükmü geriye yürütülerek, yıllar önce bu üniversitelerden birinden mezun olup Türkiye’deki bir üniversitede görev yapan öğretim elemanları, bir anda lise mezunu durumuna düşürülerek işlerini kaybetti. 

 

‘İkna odaları’ hayatımıza bu dönemde girdi, üniversiteli kızlarımız inançları ve siyasi kimlikleri ile gelecekleri arasında tercih yapmak zorunda bırakıldı. Bu süreçte, yine binlerce genç kızımız, kimi zaman son sınıfa veya son sınıfın son dönemine kadar geldikleri üniversitelerini terk etmek zorunda kaldı.

 

“28 Şubat Post Modern Darbesi”nde de FETÖ’nün parmak izlerini görmek mümkündür. 15 Temmuz'dan sonra tutuklanan FETÖ’cü cuntacılarının ifadelerinden, bu hainlerin Müslümanlara zulmün uyguladığı “28 Şubat Post Modern Darbe” sürecinin de aktörleri olduğu ortaya çıkmıştır. Ne 28 Şubat’ta ne de 12 Eylül’de FETÖ örgütünden hiç kimse zarar görmemiştir.  Hatta bu terör örgütü bu darbelerden güçlenerek çıkmıştır. 

 

Yaptıkları operasyonlarla gerçek inanan insanları tasfiye etmeye çalışmışlar, yerlerine kendi kadrolarını yerleştirmişlerdir. 

 

Fetöcü-Cuntacı hakim ve savcılar, ürettikleri sahte belgelerle inanan insanlara zulüm etmiş, direnenleri hapse attırmışlardır.  Akı-kara, karayı ise ak göstererek kendi insanlarımıza kendi vatanlarında algı operasyonları yapmışlar ve onların devlete olan güvenlerini sarsmaya çalışmışlardır. Böylece bir taşla birkaç kuş vurmayı planlamışlardır.

 

Bin yıl sürecek denilen 28 Şubat sürecine; millet, gereken cevabı 2002 yılından itibaren vermeye başlamıştır. Evet, ümmetin umudu bu millet, 1960'ı, 70'i, 80'i, 28 Şubat'ı, yani her 10 yılda bir bu ülkeyi uçuruma götürenleri de ağababalarını da 15 Temmuz'da FETÖ ile birlikte tarihin derinliklerine gömmüştür.

 

Sevgili öğrencilerimiz; sizlerden isteğim, dinimizin ilk emri olan “oku” emrine uyarak olayları derinlemesine analiz etmenizdir. Aklı hür, vicdanı hür olarak yetişmeniz ve aklınızı kimseye kiraya vermemenizdir.

 

15 Temmuz; bize Türk Milletinin, Türk’ü, Kürt’ü, Arap’ıyla ve tüm güzellikleriyle büyük bir millet olduğumuzu göstermiştir. Bir olunca ne kadar diri ve güçlü olduğumuzu tüm dünyaya ilan etmiştir.  E- devlet üzerinden Soy Kütükleri açıklaması,  Devletimizin yerinde ve zamanında yapılmış bir uygulamadır. Bu uygulamayla Kendini Türk, Kürt, Arap Sananların birkaç nesil öncesinde birbirleri ile değiştiği, Et ile tırnak gibi birbirleri ile kaynaştığı görülmektedir. Milli Savunma Bakanlığı’nın açıklamış olduğu Şehitlerimiz dokümanında da binlerce Türk’ü, Kürd’ü, Arab’ı görmek mümkündür. Hepsi bu vatan için toprağa kanlarını dökmüştür. Hepsini minnet ve şükranla anıyorum. Bu duygu ve düşüncelerle;  “Tek Millet, Tek Bayrak, Tek Vatan, Tek Devlet” diyor ve sizi saygı ve sevgi ile selamlıyorum.”

 

DARBELERE ZEMİN 3 PARANOYA: İRTİCA, İSTİLA VE BÖLÜCÜLÜK

 

“Türkiye’de Darbeler ve Ardında Bıraktıkları” Konferansı’nda konuşan 22. Dönem Afyonkarahisar Milletvekilimiz Koçak, Demokrat Parti'nin ilk kongresi 4 gün sürdüğünü belirterek kayıtlara geçen şu sözlere dikkat çekti: "Arkadaşlar, bu hürriyet bu ülkeyi kalkındıracak ve zenginleştirecektir. Ve bu hürriyet bize iktidarı getirecektir. Ama biliniz ki bizim iktidarımız sonucunda Türkiye'de halkın iradesine tahammül edemeyenler dönecekler ve halkın iradesini infaz edeceklerdir. Belki içimizden birileri idam bile edilecektir. Belki de içimizden birilerine suikast yapılacaktır. Ama biliniz ki yıllar sonra bu ülkeye yapmış olduğumuz hizmetlerden dolayı mezarlarımıza gelip bizi ziyaret eden, bize dua eden insanlar olacaktır."

 

1947 yılında demokrat parti kongresinde söylenmiş bu sözlerin 27 Mayıs 1960 kara gününden sonra gerçekleştiğini belirten Dr. Koçak, DP ile 3 paranoya uydurulduğunu, bunların irtica, istila ve bölücülük olduğunu açıkladı. Bu paranoyanın bugüne kadar sirayet eden bir paranoya olduğunu temel kaynağı’nın ise 1960 olduğunu ama 1971 muhtırası için de 1980 ihtilali için de 28 Şubat 1997 Post Modern Darbe’si için de geçerli olduğunu, hatta 15 Temmuz 2016 için bile geçerli olduğunu açıkladı.

 

Ne zaman darbeler olmuşsa, o zaman toplumsal kaynamalar başladığını, toplumsal barışın zedelendiğini, ekonomik refahın da on yıl on yıl geriye gittiğini belirten Dr. Koçak, “Türk milleti demokrasiden asla vazgeçmedi, umudunu yitirmedi. Kurulan vesayet düzenine rağmen her seferinde seçme ve iktidarı belirleme hakkını kimseyle paylaşmadı” dedi.

 

VE SESSİZ DEVRİM.. ERDOĞAN ÇAĞI

 

Türkiye'de 2002 3 Kasım'da başlayan döneme “sessiz devrim” adını veren yabancılar olduğunu ifade eden Dr. Koçak, “Yani bu deyim bir siyasi propaganda söylemi değildir. Bu dönemin en önemli yanı, devlet yönetiminde siyasetin ve millet egemenliğinin tam olarak hakim olmasıdır. Vesayet organları, kendi alanlarına çekilmiş ve siyaset daha özgürleştirilmiştir” dedi.

 

Sesiz Devrim… Erdoğan Çağı’nda Türkiye'nin bütün rakamlarının değiştiğini belirten Dr. Koçak, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Kalkınma mücadelesi kesin bir zafere ulaşmıştır. Türkiye her alanda kanatlanmış, özgüven kazanmış, her alanda dünya ile rekabet edebilir hale gelmiştir. Gerçek anlamda bir sessiz devrim yaşanmıştır yani. Gerileme devirleri kapanmış, yükselme çağı yeniden başlamıştır. Türkiye tarihiyle barışmıştır. Millet, devletiyle barışmıştır. Millet özgürleşmiştir. Devlet millet için var olan bir hizmet aracına dönüşmüştür.

 

İSTİLA GİRİŞİMİ

 

15 Temmuz millet darbesi ile birlikte Türkiye artık darbe kanserinden ebediyen kurtulmuştur. Oyunun kuralının demokrasi ve millet iradesi olduğu tescillenmiştir. Vesayet temelli olarak tasfiye edilmiştir. Ülkenin nasıl ve kim tarafından yönetileceğine sadece millet karar vermektedir. Verecektir.

 

 28 ŞUBAT MİLLETE KARŞI YAPILDI     

                          

28 Şubat, Farklıydı. Millete karşı yapıldı. Milletimizin asırlardır kalbinde yaşattığı ve uğrunda yaşadığı değerlere kast etmek küstahlığını gösterdiler. Milletimizin kalbi kırıldı. Oysa milletin kalbine Allah'ın izniyle yiğit evlatlarından başka hiç kimse yaklaşamaz. Hele zorbalar, hainler hiç yaklaşamaz.

 

Evet, 28 Şubat milletin kalbini vurdu. Önceki darbeler milli iradeyi ve milletin seçtiklerini hedef almakla beraber açıkladıkları niyetleri itibariyle yönetici elitleri hedef alıyordu. Oysa 28 Şubat doğrudan doğruya halkı karşısına almak pervasızlığını gösterdi. Milletin yüzyıllardır kalbinde yaşattığı ve uğrunda yaşadığı değerleri hedef tahtasına yerleştirmek küstahlığını gösterebildi. Yani milletin kalbini vurdu.

 

HERKESİN SIĞINABİLECEĞİ BİR TÜRKİYE VAR AMA…

 

Bu geniş coğrafyada mezhep kavgalarına, radikalizme ve etnik fitneciliğe karşı birleştirici bir ruha ihtiyaç duyulmaktadır. İslam’ın emrettiği Kardeşlik ruhunun tekrar canlandırılması Medeniyetler Çatışması ve onun sahadaki projelerine karşı verilecek en etkili cevap olacaktır, ‘Yesevi Ruhu’. İslam Dünyasının içinde bulunduğu bölünmüşlük, her türlü işgale, zulme ve katliama zemin hazırlamaktadır. " Öyleyse Hz. Mevlana’nın dediği gibi “Küsmek ve darılmak için bahaneler aramak yerine, sevmek ve sevilmek için çareler arayın". Bizi biz yapan değerlerimize sahip çıkacağız, çevremizi düzeltme iddiasından önce kendimizi düzeltmeye ağırlık vermeli. Gönül dünyamızı zenginleştirmeliyiz. Ülkemizi hep birlikte güçlü huzurlu, ileri ve mutlu bir ülke yapmalıyız.

 

Unutmayalım, herkesin sığınabileceği bir Türkiye var ama Allah korusun bizim sığınabileceğimiz, bizi bağrına basacak bir ülke yok.  

 

Evet bugün sizlerle beni bir araya getiren Rektörümüz Prof. Dr. Sayın Aydın DURMUŞ ve çalışma arkadaşlarına, bugünkü sohbetimizde bizi yalnız bırakmayan siz değerli katılımcılara teşekkür ediyorum. Saygılarımla.”

 

Konferansın sonunda Rektörümüz Durmuş, Belediye Başkan Vekilimiz Aksoy, Dr. Mahmut Koçak’a Plaket takdim etti.